OKU
10 Ocak 2018 ( 406 izlenme )
Reklamlar

Evlilik: Doğru İnsan Doğru Karar

"Anne-babaların sırf kendi arzuları nedeniyle çocukları üzerinde farkında olmadan baskı oluşturmaları ve acele etmelerini teşvik etmeleri uygun olmayacaktır. Gözetmeleri gereken en önemli unsurun 'evlilik olgunluğu' olduğunu hatırlatalım." 

İnsanın yoldaşını, yol arkadaşını seçtiği önemli bir hayat evresi ve aşamasıdır evlilik kararı ve eş seçimi. Bu seçim yolda nelerle hatta kimlerle karşılaşacağımızı, neler görüp yaşayacağımızı, kısacası yolu nasıl yürüyeceğimizi etkiler yani bir anlamda hayatımızın akışını değiştirir. Herkesin arzu ettiği, doğru kararı vermiş olmaktır, yolu yürürken “İyi ki…” diyebilmektir. Bu yüzdendir ki rastgele alınmaz evlilik kararı. Dikkat edilen toplumsal veya kişisel bazı hususlar, kriterler mutlaka olur. Olmalıdır da… Ancak “Acaba bazen kriterlerimiz gerçekliklerimizden çok mu uzak?” sorusunu sormadan edemiyoruz. Başka soruları da sık sık soruyoruz muhtemelen: Doğru insan kim ve doğru zaman ne zaman? Sanırım bu soruların cevabını aramaya “Niçin evleniyoruz?” sorusunun cevabından başlamalıyız:

Niçin Evlilik?

Evliliği tüm ilahi dinler, geçmişten günümüze tüm toplumlar hem teşvik hem tavsiye etmişlerdir. Çünkü evlilik bireysel huzur ve mutluluk, toplumsal düzen ve devamlılık için yeri doldurulamaz bir kurumdur. İnsan normal şartlar altında bir evlilik bağı ile oluşmuş bir çatı altında dünyaya gelir ve yaşama dair birçok bilgiyi, hayatın kodunu buradan alır. Yine burada sevgiyi, saygıyı, fedakârlığı, paylaşmayı öğrenir.

Kişi kendini sahip olduğu ailenin değerli bir parçası olarak görür. Güven duygusu ilk olarak aile ortamında gelişir. Bir bütünün parçası olduğunu hissetmek, başkalarına güvenmek kadar onlarında size güvendiğini bilmek kişiyi taltif eder. Bedeni ve ruhi birçok ihtiyaç aile ortamında karşılanır. Bencillik gibi bir kısım olumsuz duygular yine aile ocağında törpülenir; diğerkâmlık, sabır ve hoşgörünün tohumları burada atılır.

Ayrıca evlilik, modern çağda insanları ruhsal ve bedensel problemlere sürükleyen “yalnızlaşma” sorununa da etkili bir panzehirdir. Kur’an-ı Kerim’de “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum, 30/21.) buyrularak evliliğin bireyin huzur ve mutluluğundaki payına işaret edilmiştir.

Evlilik sadece bireysel açıdan değil toplumsal açıdan da önemlidir zira toplumsal düzen ve devamlılık evlilikle sağlanır. Evlilik toplumda ortaya çıkabilecek ahlaki çöküntülerin önüne geçebilmede çok önemli bir işleve sahiptir.

Sevgili Peygamberimiz evliliğin haramdan koruyacağını ifade etmiş (Buhari, Savm,10.), “Ey genç topluluğu! Aranızdan evlenmeye gücü yetenler evlensin.” (Buhari, Nikah, 3.) buyurarak evlenmeyi teşvik etmiştir. Toplumun devamlılığı yeni nesillerle olur, evlilik neslin devamlılığı açısından da son derece önemlidir.

Geç mi kaldık erken mi kalktık?

Evlenmek, ev bark sahibi olmak kişinin hayatında aldığı en önemli kararlardan biri ve kritik bir dönemeçtir. Hayat yolunda yeni sorumluluklar yüklenirken omuz omuza vereceğiniz, karşınıza çıkacak engelleri birlikte aşacağınız yoldaşınızı seçmektir. Tam da burada endişeler çekinceler devreye girmeye başlar; doğru kişi mi, doğru zaman mı?

Psikolog Tülay Kök, evlilikle birlikte gelen ve gençlerin zaman zaman üstlenmekten korktukları sorumluluklara vurgu yapan bir bakış açısıyla şunları söylüyor:

“Evlilik hayatını, ana-baba ya da öğrenci evindeki bekâr hayatımızla kıyaslamak ve ‘Ben o zamanlar çok daha rahattım.’ demek büyümenin getirdiği sorumluluklardan kaçtığımız anlamına gelir. Büyümek sancılı ve acılı bir süreçtir ve biz eninde sonunda büyümek zorunda kalırız.

Hiçbir sorumluluğumuzun olmadığı, her düştüğümüzde bizi tutacak birilerinin varlığını hissettiğimiz günler bir gün gelir ve biter. Kardeşlerimiz hayat gailesine düşer, ebeveynlerimiz yaşlanır, artık bizim her anımızda yanımızda olacak gücü kendilerinde bulamazlar, herkes kendi kabuğuna çekilir. Zaman gelir; öyle ya da böyle büyümek zorunda kalırız. O gün gelip de mecbur kalmadan önce yetişkin bir insanın sorumluluklarını almaya başlamak, kendimizi hayata hazırlamak en iyisidir.

Evlilik büyüdüğümüzde, yetişkin bir insan olmanın sorumluluğunu taşıyabildiğimizde, kim olduğumuzu ve hayattan ne istediğimizi anlayabildiğimizde gerçekleştirilmelidir. Bazıları biraz da şartları öyle gerektirdiği için yirmi yaşında sorumluluk sahibi bir yetişkine dönüşürken, bazı insanlar da vardır ki kırk yaşına bile gelseler kendi sorumluluklarını taşımaktan aciz, büyümemiş olgun olmayan çocuksu rollerini sürdürürler.”

Prof. Dr. Nevzat Tarhan da, “Toplumumuzda yaşla birlikte insanların olgunlaştığı şeklinde bir kanaat vardır. Bu kanaat ne tam olarak doğru ne de bütünüyle yanlıştır. Yaşın ilerlemesiyle birlikte, kişinin olgunlaştığı genel anlamda söylenebilir ancak, ‘büyümek’ her zaman psikolojik olgunluğu beraberinde getirmez.” diyerek evlilik sorumluluklarını yerine getirebilme olgunluğuna erişmiş olma konusuna vurgu yapmaktadır.

Geç Kaldıysak Bir Sebebi Var

Günümüzde evliliğin gecikme, geciktirilme nedenlerinin başında fiziksel/biyolojik ve psikolojik yetersizlik değil toplumsal değişim geliyor. Eğitim hayatından sonra iyi bir kariyer yapma konusu evliliğe öncelendiğinde bir yandan seçicilik artarken diğer yandan seçenekler azalıyor.

Üzülerek görmekteyiz ki, eş seçimi konusunda Allah Resulü’nün tavsiyeleri yeterince hayatiyet bulamıyor. Evlilik çağında bir genç kıza nasıl birini istediği sorulduğunda beklentiler ardı ardına sıralanıyor; yanına yakışan, mesleği ve titri olan, maddi sorunlarını aşmış; erkeğe sorulduğunda ise güzel, eğitimli ve çalışan ama aynı zamanda ailesiyle yeterince ilgilenebilecek bir eş arayışı dikkat çekiyor. Dindarlık ve güzel ahlak çoğu kez ilk sıralarda yer almıyor.

Evliliği geciktirmiş kişilere neden geciktiği sorulduğunda ise genelde alınan cevap “Doğru insan”ın bir türlü bulunamadığıdır. “Doğru insan” tanımı da cinsiyetler arasında değişkenlik gösteriyor. Erkeklerle kadınların evlilikten beklentilerinin farklı olduğunu, erkekler için fiziksel görünüm daha ön planda iken kadın için mesleki ve maddi güç daha cazip olduğunu görüyoruz. Tülay Kök, bu konudan yola çıkarak gençlerin ideal eş tanımlarını irdeliyor:

“Evlenme çağına gelen genç kızların küçümsenemeyecek kadar büyük bir kısmı eşiyle beraber hayat mücadelesi vermenin getireceği zorlukları çekmek istemiyor. Gençler, ‘Borcumuz olmasın, evlendiğimizde her şeyimiz tam olsun, rahat edelim.’ istiyorlar. ‘En güzel yıllarımızı borç ödeyerek geçirmek istemiyorum.’ diyen birine aksi yönde bir şey denmiyor. 'Gençler haklı’ diyoruz. Oysa bir ilişkiyi temelinden sağlam yapan şey, çiftlerin birlikte kuracakları hayatın başında verdikleri mücadeledir. Günümüz evlilikleri neden bu kadar kısa sürüyor? Birlikte bir şeyler başarmak ve zorlu yollardan geçmek, ilişki içindeki kişileri güçlü bağlarla birbirine bağlar. Böyle hikâyeleri olmayan beraberlikler, karşılaştıkları en ufak krizleri bile aşamazlar, hazıra kondukları için ilk ciddi kavgada sorunu çözemezler ve bitme noktasına gelirler.

Çağımızda yaşam şekli hâline gelen “görsellik”, evliliği de esir almış durumda. Evlilik teklifinden tutun da kurduğunuz ev, yaptığınız düğün, gideceğiniz balayı hepsi dış dünyaya bir sunum niteliğinde. Hâl böyle olunca tabii ki evlenmek için epeyce bir ekonomik donanım gerekiyor. Bir evi yuva yapan şeyin iki kişinin birbirine olan muhabbeti, sevgi ve saygısı, verdiği değer olduğu gözlerden kaçıyor.

“Bir zamanlar ‘Evlendiğimizde bir tek yatağımız, iki de yorganımız vardı. Her şeyi birlikte çalışarak yaptık.’ diye hikâyelerini hayranlıkla dinlediğimiz çiftler yok artık. Şimdiki gençler ihtiyaç duymayacakları kadar büyük evlerin içlerini tıka basa eşyayla dolduruyorlar. Hiçbir şeyleri eksik değil ama o evler şık mobilya mağazası görünümünü aşamıyor, yuva hissiyatını yaratamıyorlar.” derken ne kadar haklı Tülay Kök.

Psikiyatrist Alper Evrensel ise günümüzde evlilikten korkmanın bir vakıa olduğundan bahisle şunları söylüyor: “Başta kendi anne-babası arasındaki olmak üzere çevresindeki kötü giden evlilikleri gören gençler evlilikten soğuyabiliyor. Evlilik, “ağrısız başa dert alma” olarak görülebiliyor. Evlilikten korkmanın bir başka nedeni ise çocuksu yapı. Çocuksu yapıdaki bireyler evlilik sorumluluklarından korkar. Anneleri tarafından tüm sorumlulukları yerine getirilen bayanlar ve babaları tarafından maddi ihtiyaçları karşılanarak meslek sahibi olması gerekli görülmeyen erkeklerde evlilik sorumluluğu çok ağır ve zor bir yük olarak algılanır.

En yakınımızdan başlayarak olumsuz örneklere şahitlik etmek de evlilikten çekinme sebepleri arasında. Öncelikle bu durumu normal karşılamak ve başkalarının yanlış seçimlerinden aşırıya kaçmadan dersler çıkarmak gerekiyor. Kişiye, topluma özel evliliğin gecikmesinin daha başka nedenleri de olabilir. Ama yapılması gereken evliliğin gündem ötesi tutulmamasıdır. Gerisi tabii ki takdirdir.”

“Baş göz edelim artık şu çocuğu”

Hemen her anne-baba çocuklarının mürüvvetini görmeyi arzu eder. Onların bu istekleri kimi zaman çocuklarının önünü açıp mutlu bir yuvanın temellerinin atılmasına yardım ederken bazen de gençlerin evlenmeleri önünde engel olabilmektedir. “Ben yaşayamadım kızım yaşasın.”, “Benim kızım-oğlum her şeyin en iyisine layık.” şeklindeki bakış açıları bazen evliliklerin gereksiz yere gecikmesine bazen de bunun tam tersine acele verilmiş yanlış evlilik kararlarına yol açabilmektedir. Prof. Dr. Nevzat Tarhan evliliğe hazır olup olmama konusunda gençlerin ne düşündüklerinin daha önemli olduğunu söylüyor ve ekliyor: “Gençler psikolojik olarak hazır olsa bile aileler bazen daha çok erkeğin maddi durumunu problem ediyorlar ve evliliğe engel olabiliyorlar. Ailelerin bu tutumu yanlıştır. Evlenecek gençlerin ekonomik güçlerinin ön plana çıkarılması da ailelerin “aman bir an önce baş göz edelim” gibi yaklaşımları da sağlıklı sonuçlar vermeyebilir.”

Ebeveynlerin evlilik konusunda gençlere hem rol model hem de mihmandar olması gerektiğini ifade eden Alper Evrensel anne babalara şu tavsiyelerde bulunuyor:

“Eğer sorunsuz bir evlilik ve doğru bir iletişime sahiplerse çocuklarına kendilerinin nasıl olup da uygun eşi seçtiğini anlatmalıdırlar. Eğer kendi evliliklerinde çeşitli sorunlar var ise bunlar da ifade edilerek çocuğun bu hataları yapmaması sağlanmalıdır. Ancak maalesef kendi anne-babasının geçimsizliği ve evdeki kavga-gürültü nedeniyle bu ortamdan kurtulmak için aceleyle verilen kararlar neticesinde yapılan uygunsuz evlilikler de sıklıkla görülen bir durumdur. Anne ve babanın bu açıdan da sorumluluğu büyüktür. Ebeveynler çocuklarının bir an önce yuva kurup mutlu olmasını ve torun sahibi olmayı arzularlar. Ama sırf kendi arzuları nedeniyle çocukları üzerinde farkında olmadan baskı oluşturmaları ve acele etmelerini teşvik etmeleri uygun olmayacaktır. Gözetmeleri gereken en önemli unsurun “evlilik olgunluğu” olduğunu hatırlatalım.

Eyvah Evlenemedim!

Evlilik olgunluğuna eriştiğini düşünen ve evlenme niyetinde olan bireylerin bu istekleri kimi zaman çeşitli sebeplerle gerçekleşemeyebiliyor ya da gecikebiliyor. Böylesi durumlarda çeşitli sorgulamalar, pişmanlıklar ve üzüntüler yaşanabiliyor. Alper Evrensel bu noktada kültürümüzdeki “kısmet” kavramını hatırlatıyor.

“Atalarımız ne güzel söylemiş; ‘kısmet’ diye. Aslında hayatta her şey kısmettir ama bu kelime özel olarak evlilikle özdeşleşmiş durumdadır. Eşini kaybeden kişinin yaşadığı zorluk ve imtihan gibi evlenmek nasip olmamış kişi de farklı türde sınav olmaktadır. Bu sınava isyan etmemek ve hikmetini anlamaya çalışmak uygun olur.”

Toplum açısından bakıldığında ise bireyi yıpratan, onun duygu dünyasını hedef alan söz ve fiillerden de kaçınmak gereklidir. Alper Evrensel, toplumsal hassasiyeti önceleyerek yeni tanıştığımız kişilerle kurduğumuz iletişimde dikkat etmemiz gereken hususları şöyle dile getiriyor:

“Tanımadığımız kişilerin henüz evli olup olmadığından emin olmadan tanışma sırasında ‘Eşiniz ne iş yapıyor?’, ‘Sizin kaç çocuğunuz var?’ gibi sorular yöneltmek, soranı da muhatabını da çok zor bir duruma sokacaktır. Bu konulara girmeden önce parmakta alyansın olup olmadığına mutlaka bakılmalıdır. En uygun olan ise muhatabımızı bu konuda serbest bırakmaktır.”

Önerilen Videolar

Reklamlar

Bunlar da İlginizi Çekebilir

Peygamberimiz'in yemek adabı Rahmet ayı Ramazan Neden musibetler çoğunlukla Müslümanların başına geliyor ? Evlilik: Doğru İnsan Doğru Karar